Norveç günlükleri.(İlk gün)
- Fikri Gökser
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Norveç tam anlamıyla bağımlılık yapan bir ülke! Özellikle doğayı, hayvanları, kırlarda yeşillikler içinde dolaşmayı ve zorlu hava koşullarında bile hayatın tadını çıkarmayı seviyorsanız, burası kesinlikle size göre.
İlk olarak Oslo Gardermoen Havalimanı’na indiğimde oldukça şaşırmıştım. Havalimanı oldukça mütevazı, küçük ama bir o kadar da işlevseldi. İstanbul Havalimanı’ndan sonra açıkçası bana büyük bir bekleme salonu gibi gelen Oslo havalimanının o sade huzurunu sonradan çok iyi anladım. Pasaport kontrolünden sonra dar bir yoldan geçip bavulları teslim alır almaz kendimi hemen kapının önünde buldum.
Hiç unutmam, yaklaşık 4 saatlik bir uçuş olmasına rağmen, İstanbul Havalimanı’ndaki o büyük kalabalık ve bazı uçuş sorunları yüzünden yolculuk epey sıkıcı bir hâle gelmişti. Ancak samimiyetime inanın, Türk Hava Yolları gerek servisi, gerek güler yüzü ve anlayışıyla bu yorucu yolculuğu adeta bir keyfe dönüştürdü. O yüzden bavulumu alır almaz, tam ortadaki kahve alanına yöneldiğimde ilk şokumu yaşadım. Aslında "şok" demek yanlış olur, anlatayım! Havalimanının tam ortasında küçük, açık bir market gözüme çarptı. Ortada kullanımı son derece kolay 2 adet kahve makinesi var; kahvenizi kendiniz dilediğiniz gibi dolduruyorsunuz. Kahvenizi alır almaz hemen yan başındaki oturma yerlerinde yudumlayabiliyorsunuz. Peki, ya paranız yoksa ya da unuttuysanız? Diyelim ki kahvenizi unuttunuz ve çektiniz gittiniz; kimse "Hesap nedir?" diye tepenize dikilmiyor. Kasaya gidiyorsunuz, "Ben kahve aldım" diyorsunuz, ödeyip geçiyorsunuz. Bu arada bu durum sadece kahve için değil; hazır yiyecekler, soğuk içecekler, kısacası her şey için geçerli. İnsanların birbirine duyduğu bu sonsuz güven bende gerçekten çok hoş bir duygu bıraktı.
Hesabı ödeyip bavullarla kapının önüne çıktığımda ise kısa süreliğine donup kaldım, çünkü ortalık bayağı bir pis görünüyordu. Duvarın üstünde içecek ve yiyecek çöpleri, oraya buraya söndürülmüş sigara izmaritleri... Açıkçası bunu Norveç’e hiç yakıştıramadım. Ancak üzülerek fark ettim ki, dışarıda kısa mola verenler pek de Norveçliler değil, daha çok yabancı uyruklu kişilerin özensiz davranışlarıydı.
Bir süre sonra kendime gelip tekrar içeri girdim; çünkü tren bileti almam gerekiyordu. Hiçbir bilgim olmamasına rağmen, ATM benzeri bir makineden ilk denememde biletimi şipşak ve çok kolay bir şekilde aldım. Gerçekten her şey inanılmaz pratik!
R11 yönüne doğru gidecektim; alt kata inip treni beklemeye başladım. Her şey o kadar göz önünde ki, trenin saatini dakika dakikasına takip edebiliyorsunuz. Trene bindim ve yaklaşık 2,5 saat sürecek o harika yolculuk başladı. Tren hareket eder hareket etmez havalimanındaki izlenimlerim aniden değişti. Sanki tren Sandefjord’a değil de adeta cennete doğru yola çıkmıştı! Ağzım bir karış açık, 2,5 saat boyunca pencereden dışarıyı izleyerek hayranlık ve rüya gibi bir hisle yolculuk yaptım.
İneceğim yere geldiğimde ise tam filmlerdeki gibi bir manzarayla karşılaştım: Küçük, eski ama son derece şirin bir tren istasyonu... Gece saat 10 civarı olmasına rağmen havanın hâlâ aydınlık olmasının şaşkınlığını bile henüz idrak edememiştim. Elimde bavul, adeta "köyden indim şehre" modunda etrafa bakınıyordum. Tren istasyonunun hemen yanında taksi durağı vardı. Oraya doğru yürürken kasabanın sahile uzanan ana caddesinin güzelliğini fark ettim. Taksi arar gözlerle etrafa bakarken dikkatimi çekti; duraktaki taksilerin hepsi ya Tesla modelleri ya da diğer markaların son model araçlarıydı! Sıradaki Tesla’nın şoförü hemen elimdeki bavula yapıştı. "Yok kardeşim, gerek yok" demek istesem de özenle bagaja yerleştirdi. Araca oturmamı ve emniyet kemerimi takmamı bekledikten sonra nereye gideceğimi sordu. Verdiğim yazılı adresi kapı numarasına kadar götürdü, bavulumu elime verdi, "Hadebreeee" deyip gitti.
İşte gecenin 10:30'unda, sanki hâlâ gündüzmüş gibi yaşanan bu yolculuğun ilk günü böyle başladı ve bitti.
Sabah yaşanacaklar ve sürprizler ise diğer yazımızda! Takipte kalmayı, abone olmayı unutmayın, yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.


Yorumlar